|
|
November 18
Sevmek Aslında Kavuşmaktır
Hayata Bambaşka Gözlerle Bakmaktır
Araya Özlem,Hasret Bile Girse
İnadına İnadına Aşkını
Haykırabilmektir.
|
......kırık bir aşk.............hikayesi bu... ..umutsuzluklarla...........ve hüzünle dolu... güneşinden yoksun; umut, bulutlar ardında gökyüzü kapkaranlık ve biz burada ışıksızız yollar aşılamaz türden, ufuklar bizden uzak .bugünler mutsuz ve yarınlar çok umutsuz ...amaçlar belirsiz ve araçlar çok yetersiz .....görüşebilmek zor, görüşmemek zor. .........sevebilmek ve de sevilebilmek, ............ne kadar mümkün sence? ...............ne kadar olası bu düş? ..................birleşebilir miyiz? .......................sen-ve-ben! .........................bir gün! .............................???
| November 17
Bana hayatı anlatan hüzünlü bir aşk akşamında Yüreğine tutsak kafesinde volta atmakta sensizliğin avlusunda Vedasız iç çekişin katı sessizliğe bürünen o aşk akşamında Fısıldıyor rüzgarın türkülerini hasretin kulaklarıma gizlice Sensizliğini içime akıtıyorum,sana tutsak damla damla Beşinci mevsimde arıyorum yılların esaretini Baharlarında yeşeriyor siyah çiçeklerim yasta Konu oluyorsun suretsiz şiirlere,mısralar gizliyor mazeretini Kapatıyorum hayatın tüm pencerelerini Sabah güneşine aldırmadan,bedenime küskün gölgem Karanlığa boğuldum,seçemiyorum gözlerimi Dokunamıyorum soluğuna,özentisi güzelliğinle gir karanlığıma
| June 11
Sensizlik varken hangi güneş ısıtır hasretinin gözyaşlarını ? Hangi ateş susturur dilimdeki kanayan kelimeleri ?
Üşüyorum bu gece. Oysa alnımdan terler boşalıyor kaldırımlara. Yitip gidiyorum kenarı ateşe verilmiş bir mektup gibi. Ellerim buz gibi. Oysa Haziran başındayız değil mi ? Üşüyorum yokluğunda.. Yüreğim üşüyor içten ice. Yıldızlar bile tutuşuyor avuç içlerimde. Sensizlik vuruyor kıyısına bile varamadığım vuslat denizine.Gece, başıma karanlıklar üşüyor. Dudaklarım yalnızlığını öpüyor. Umutlarımı gelin ediyorum bu gece. Herkes giderken bir ben kalıyorum karanlıkların içinde.. Uçurumlarda yürür gibi ayaklarım titriyor.. Seninle herşey gitmişcesine bir ben kalıyorum dört duvar arasında.Bilmiyorum bu gece yüreğim üşüyor.Sensizlik varken hangi güneş ısıtır hasretinin gözyaşlarını ? Hangi ateş susturur dilimdeki kanayan kelimeleri ?..Sesini bir an duyarım diye dışarı çıksam tüm şehir uykuda. Bu gece sen yokken dargınım uykulara. Oysa...Oysa sen olsan yanımda taşları yastık bilirdim..Varlığında bir dilim ekmeği bile bereket bilirdim...
Şimdi sensizligin icinde yırtık bir gömlek gibi bedenim. Çıkarmak istiyorum hasretin bir beden kücük gelen elbisesini...Yokluğunda göğüm kaybolmuş, umutlarım darağaçlarında asılmış. Şimdi sen diye soğuk duvarlara yaslanıp ağlıyorum. Bir el, bir omuz arıyorum gözyaşlarımı bırakmak için. Dizlerine eğilip çocuklar gibi ağlamalıyım..Yoksun işte....
Bu gece tüm kelimeler kanla gözlerimi yıkıyor. Nefesim soluyor içten içe. Tüketiyorum varlığındaki cümleleri..Dilim sus pus...Sensiz kendimi hiçliğin içinde kaybolmuş gibi hissediyorum. Kanadım kırık, yollarım ise karanlık. Güneş ise kanlı pusularda yetim düşmüş. Üşüyor saçlarım, ellerinin sıcaklıgını arıyor tenim. Yüregimi kapıp sana gelmek istiyorum. Ama ayaklarım hasretine prangalı..Dayanamıyor yüreğim bu hasrete.. Odamın bir kenarında ben, bir kenarında yalnızlıgın. Ben cam kenarındayım. Olur da tatlı sesini duyar da delicesine yüreğine koşarım diye pencere önünde yolunu gözetliyorum bu gece.. Bekliyorum işte. Zaman geçmiyor....
Geceyi soluyorum.. Karanlığı emiyorum bir cocuk gibi.. Oysa karnım yalnızlığa tok.. Soluk soluğa seni arıyorum dört duvar arasında..Senin kokunu arıyorum..Tüm umutlar kanatlanıyor..Bir ben bir de sensizlik kalıyor ..Ama yoksun işte. Kelimeler soluyor dudaklarımda..Gece suskun, yıllar yorgun...Bir de yüregimde kanayan yoklugun..Bu gece üşüyorum...
"Üşüyorum bu gece, Sabah ezanında , Güneşte dönecek misin yüreğime ? Gülüşlerini serecek misin Sensizlikte ağlayan kirpiklerime ? Tüm gece seni bekleyecegim. Sesinle üzerimi örtüp Yüzüme gülümseyecek misin ? "
| |

Yine bir gece ve yine baş başayım kendimle, işte yine seni bulup kaybettiğim yerdeyim.
İnsanın bir şeylere karar vermesi ne kadar zor; ya seni içime gömmeli ya da artık içimden söküp atmalıyım. Ama her ne olursa olsun susmalıyım. Hangisi daha zor, hangisi daha acı? Gerçekten gitmeli miydin, yoksa kalıp yanımda savaşmalı mı?... Bir yol arıyorum kendime, bulduğum tüm yollarsa sana çıkıyor…
Kapanmalı artık gözlerim. Sonsuz bir karanlıkta tek başıma yürümeye devam etmeliyim... Yürümeliyim ardıma bile bakmadan, yürümeliyim parçalayarak değerleri ve sevgileri, yok ederek yaşadığım tüm zamanları...
Nasılda acımasız zaman. Nasıl da yüceltmiştim seni gözümde. Tutup kendi ellerimle koymuştum en yükseğe, sonra keyifle izlemiştim yüceliğini. Ama yine ben bitirmeliyim. Tutup kollarından indirmeliyim olduğun yerden. Ya da seni ölene kadar yaşatmalıyım içimde..... Ne kadar zor bir karar..
Bir yanım: “Bir daha kimse, hiç kimse onun kadar çok sevilmeyecek”, derken, bir yanım sakin, sessiz...
Zaman geçiyor, acım dinmiyor. Kapanmıyor yaralarım.. Tükenirken ben, aklımda bir tek sen... Görüyor musun, yine konuşuyorum ama sessizce....
Susmayı öğreniyor yüreğim..
Susuyorum.....
| April 12
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer... Utanılacak bir şey değildir ağlamak,gözyaşı yürekten süzülüp geliyorsa eğer... Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,çalınan birinin kalbiyse eğer...
Daha çabuk unutulurdu belki su sızdırmayan sarılmalar,kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer... Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer...
Su gibi akıp giderdi zaman,beklenen sonunda gelecekse eğer... Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,tanımsız kokuları yastığa yapışıp kalmasaydı eğer... O büyük,o görkemli son,ölüm bile anlamını yitirirdi,yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer...
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,son umut ışığıda sönmemiş olsaydı eğer... Bu kadar ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer...
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,namussuz çay bile ince belli bardakta verilmeseydi eğer... Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer... Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler,kulağına okunacak biri olsaydı eğer...
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,ihanetten onlar da payını almasaydı eğer... Issızlığa teslim olmazdı sahiller,kendi belirsiz kıyılarında gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer...
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.Yalnız kalmaktan korkmuyorumda,ya canım ellerini tutmak isterse?
Evet sevgili,kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,kim uzanmak isterdiince parmaklarına,mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer...
|
|